mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mim; Markalar



Bir Lahzanın Aksi bana değişik bir mim paslamış. Yıllar oldu herhalde mim yazmayalı o yüzden çok heyecanlıyım :)   Mimin konusu En Sevdiğim Markalar... 3 tane yazmam gerekiyor sanırım o yüzden bu üç hakkımı çok güzel kullanmalıyım. 


İlki hiç kuşkusuz Torku olacak. 
Peynirinden, bisküvisine, içeceğinden, et ürünlerine kadar A dan Z ye sanırım her kategoriden ürününü gözüm kapalı tüketebilirim. Ürünleri pazarlama stratejileri de çok ilginç söylemeden edemeyeceğim. Her ürünlerini her markette bulamıyorsunuz. Bu da beni o ürünü bulup almak için daha da teşvik ediyor :)

2 3 yıldır değiştirmediğim BB Cream markam olan Pure Beauty yi yazmazsam olmaz sanırım. 
Sadece BB kremini kullanıyorum ama en azından size bunu tavsiye edebilirim. Not: Sadece watsons mağazalarında satılan bu ürün Kore menşeilidir.

Sony de teknolojik markam olsun o zaman. Yıllar önce sanırım -18 yıl olmuş- walkman lerin meşhur olduğu o güzel yıllarda babam bana Sony marka bir walkman almıştı. Hala sağlamdır. Kullanma ihtiyacı olduğu için dayıma verdim hatta. Şu sıralar da Sony kulaklığım var ve çok memnunum. Ses konusunda çok hassas bir insan olduğum için, detayları duymak ya da basları keyifle dinlemek en sevdiğim şeylerdir, çok memnun kaldığımı söylemeliyim. Şu sıralar oynadığım oyunda da ses çok önemli bir detay olduğundan özellikle sony marka kulaklıkları tavsiye edebilirim. Tabii ki 15 20 liralık uyduruk olanlar maalesef bu kategoriye girmiyor. 


Sizler benim sevdiğim markalar hakkında ne düşünüyorsunuz. Lütfen yorum olarak yazın. 
Ben de mimi sevgili @koregünlüklerim e ve @diaryofmelly ye paslıyorum. Keyifli mimler hanımlar...

Sevgiler...

Mim; Gitmek İstediğiniz Hayali Dünya

Sevgili Merve'nin Blogu bana bu güzel hayali mimi yollamış. Cevaplar biraz geç geldi ama sonunda yapabildim ^^

Gitmek istediğiniz hayali bir dünya var mı? Varsa neresi olsun isterdiniz?
Zamanda yolculuk kavramına aşık olduğum için sanırım Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer serisindeki dünyaya gitmek isterdim. Hayali dünya sayılır mı bilemedim ama. :)

Sevdiğiniz bir filmde - dizide hangi karakter olmak isterdiniz ya da kendi karakterinizi yazabilirsiniz ?
 She Was Pretty 'de Kim Hye Jin olmak isterdim. Harika bir arkadaş, unutulmamış bir ilk aşk çok sevimli bir aile daha ne olsun ^^

Sevdiğiniz bir romanda - masalda hangi karakter olmak isterdiniz ?
Kurucunun Kızı'nda Ivy olmak isterdim sanırım. Cesareti, korkusuzluğu ve Bishop ile olan ilişkisi kıskanılmayacak gibi değildi. :)

Gerçek hayatta başka birisi olarak doğma şansınız olsaydı, kendiniz dışında kim olarak doğmak isterdiniz ?
Kendimden memnunum. Bir başkası olarak doğmak istemezdim ama sadece daha az kontrol manyağı biri olmak isterdim :)


Edit: Mimi paslamayı unutmuşum zaten. Sevgili arkadaşım Aforizmik Kalıntı da çok beğendiğini söylemiş o halde mimi ona paslamalıyım :)
Sevgiler...

Mim; Yayınevleri

Uzun zaman önce Kitap Hayatı 'ndan daha sonra da Kore Fenomeni ninden gelen mim ile karşınızdayım ^^
Hemen başlıyorum cevaplamaya.

1- En sevdiğiniz yayınevi hangisi?
Sanırım en sevdiğim ve en sinir olduğum yayınevi aynı. Pegasus Yayınlarından çıkan kitapları seviyorum ama yayınevinin fiyatları o kadar fahiş fiyatlarda ki artık okuyamıyorum diyebilirim. Pegasus dışında Yabancı yayınlarını da severek takip ediyorum.

2- Bu yayınevinden okuduğunuz bir kitabı kısaca yorumlayın.
Bunu burada kısaca anlatabileceğimi sanmıyorum çünkü Efsane gerçekten uzun uzun anlatılması gereken bir kitap. Okumak için TIK

3-Bu yayınevinden okuduğunuz bir kitaptan bir söz yazın.
Şampiyon - Marie Lu

4-Yazarın başka okuduğunuz ve önerdiğiniz bir kitabı var mı? Varsa adı ne?
Efsane serisi Marie Lu 'nun ilk kitabı. Daha sonra The Young Elites isimli bir kitabı daha çıkmış ama Türkçe'ye çevrilmemiş diye biliyorum.

5- Yayınevinden kitap çıkartsanız ve tutmazsa ne hissedersiniz?
Belki de sırf bu yüzden bile elimi kağıda kaleme sürmüyorumdur kim bilir...

6- Bu yayınevinden almak istediğiniz kitaplar hangileri?
Mucize
Silber
5. Dalga
şimdilik bunlar... 

Veeee gelelim mimlediğim kişilere... (henüz yazmadılarsa tabii :) )

Sevgiler...

Mim; Merak Ediyorum...

Mimler iyi güzel de böyle kendimi anlatmam gerektiği zaman takılıp kalıyorum :) Sevgili Kore Fenomeni'nin özel davetiyle (Kendisine teşekkürlerimi iletiyorum :* )  yaptığım bu mim ile kendime yolculuk yaptım biraz ^^ 
Kendimi anlatmak konusunda sıkıntım var evet kabul hatta ilk madde bu olsun...

  • Kendim hakkında yazılar yazmayı sevmiyorum.
  • Kendinden çok etrafındaki insanları düşünen biriyim. Kendi işimi yarım bırakıp başkalarına yardım etmişliğim vardır. 
  • Yurt dışına çıkmayı deli gibi istesem de bir türlü kısmet olmadı. Artık ben de peşini bıraktım sayılır. 
  • Bu çok utanç verici ama küçükken dansözlerin oynadığı ritmik seslerin, bellerine bağladıkları zillerden çıktığını sanırdım.
  • Kahveyle aram iyi ama filtre kahveyle. Hazır kahve içemiyorum midem bulanıyor. Az şekerli ve sütsüz olmalı. :)
  • Kendimi hiçbir zaman bir işe tam olarak odaklayamıyorum. Bir işi yaparken başka bir iş beni cezbederse o yöne gidebilme alışkanlığım var. Bu alışkanlığımı hiç sevmesem de biraz dizginlemeye çalışıyorum artık bu konuda kendimi.
  • Korku filmi izlemeyi çok severim ama film bittikten sonra, izlerken olduğundan daha çok korktuğumdan izlememeyi tercih ediyorum. 
  • Uyku delisiyim. Gece geç yatıp sabah geç kalkmayı seviyorum herkes gibi. Sabah geç kalktığımda bundan pişmanlık duysam da seviyorum n'apim.
  • Miyopum  ama gözlük takmayı sevmiyorum. Çirkin gösterdiğini düşünüyorum beni. Havalı gösterseydi hiç çıkarmazdım sanırım.
  • İyi niyetimin suistimal edilmesinden nefret ederim. Biraz da saf olduğumdan karşımdakinin iyi niyetimi kullanıyor mu yoksa yardıma mı ihtiyacı var ayrımını çok geç fark ediyorum.
  • Başkalarına çok güzel akıl veririm de aynı aklı kendim kullanamam. 
  • Kitap okumayı seviyorum ama hızlı okuyamayışımı sevmiyorum.
  • Yemek yemeyi çok seviyorum, hele ki akşam tatlıları <3
  • Yemek öncesi ve sonrası masa silmekten nefret ederim. Yanımda biri varsa muhakkak bu işi ona yıkmaya çalışırım.
  • Kupa ve çorap aldığım zaman aşırı aşırısı mutlu olurum. Beni mutlu etmek isteyen biri bu ikisinden birini alsa deli gibi sevinirim :D
  • Son olarak içine kapanık bir insan olarak hakkımda bu kadar çok şeyi yazmama hayretler içerisinde bakıyorum :)

Ben de bu zor ve güzel mimi (hâlâ yapmadılarsa şayet) çok sevgili Bez Cadıları 'na, 
Diary of Melly 'ye EsKaymak  'a ve Kore Delisi 'ne yollamak isterim. 

Sevgiler...

Mim; Bir Kitap Olsam

Uzun zamandır mimlenmiyordum. Bu mim çok mutlu etti bana paslayan sevgili Düda ve Sawako 'ya teşekkür ederim ^^ Mimin bana paslandığını duyduğumdan beri ne yazsam diye düşünüyorum. Hiçbir şey bulamadım. Artık ne yazacaksam anlık duygularımla yazacağım. Kendini anlatmayı beceremeyen ketum bir insandan daha fazlasını beklemeyin. Umarım yazının sonuna dek dayanabilirsiniz :)

Bir kitap olsaydım adı Kararsız Karamsar olurdu.
Hiçbir zaman kararlılıkla şunu yapmalıyım diyemedim hep şu mu daha iyi olur yoksa bu mu diye kendi kendimin bazen etrafımdakilerin beynini yedim durdum. Bu kararsızlığım karamsarlığıma sebep oldu. Ya da tam tersi karamsarlığım yüzünden kararsız oldum emin değilim. Ama tüm bunların hayatıma olan sevimli, eğlenceli yansımaları yazardı sayfalarımda.

Kitap kapağında ''İsmine aldanmayın bu aslında hayat dolu bir kitap.'' yazardı.


Kapak resmi ismine inat umut dolu ve renkli bir tasarımına sahip olurdu.


Önsözde; Yazarı olarak söylemek isterim ki çok fazla beklentiniz olmasın bu kitaptan yine de herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği, içinizi ısıtacak, çerezlik bir roman oldu. Hayatım boyunca nazımın geçtiği herkese, tüm deliliklerime ve uyuzluklarıma katlandıkları için bu kitap aracılığıyla teşekkür etmek isterim. İyi ki hayatıma girdiniz...

Arka kapakta ise bestseller yazmaz, çok satan roman yazarlarının övgü dolu cümlelerine yer olmazdı.
''Kendi halinde biriysen bu kitap tam sana göre. Büyük beklentilerin varsa raftan başka bir kitap seç. '' yazardı. 

Bu güzel mim için Nabrut 'a çok teşekkür ederim. Gerçekten anlamlı bir mimdi altından kalkabilmişimdir umarım.
Ben de bu muhteşem mimi
Saklı Dünyam 
Mavi Kalem
Glorrry Books
Kore Delisi 
Kronik Okur
bloglarına paslamak istiyorum. Umarım onların da hoşuna gider bu mim.

Sevgiler...

Mim; İsimsiz Mim

Mim için Renkli Tırtıl'a teşekkür ederim. Uzun zamandır yazamadığım blogum sayesinde canlandı. Umarım bu post beni yazmaya teşvik eder :) 

Canan Tan mı Debbie Macomber mı?
Canan Tan. Çoğu kitabını severek okudum,
Debbie Macomber kitaplarına sanırım fırsat vermedim.

Küpe mi Kolye mi?
Kolye. Abartısız ve gümüş olmalı.
Küpeye göre daha kullanışlı hem benim imitasyon küpeye alerjim var, 

Gelecekteki hedefin nedir?
Sevdiğim bir iş ile kendi paramı kazanabiliyor olmak.

Bira mı Sigara mı?
Sigara, en azından kendini kaybetmiyorsun.

Blogunun ismi neden bu?
Kahveyi sevdiğim ve Supercel isimli blog ismi alamadığım için. :)

Favori makyaj malzemen/ malzemelerin?
BB Krem ve göz kalemi.


Gerçek aşk bana göre...
...bulunmaz hint kumaşı.


Yabancı dil mi ana dil mi?
Kendi dilimi tabii ki de çok seviyorum ama diğer dillere olan ilgim de çok fazla. İngilizcemi zaten geliştirmiştim, onun üstüne biraz da İtalyanca dersi aldım, keşke zaman olsa da daha fazla vakit ayırabilsem...


Kuzey Amerika Kıtası mı Güney Amerika Kıtası mı?
Hiçbiri ama seçmem gerekse Kuzey olur herhalde.


Kurşun kalem mi Uçlu kalem mi?
Uçlu kalem kurşun kalem her ne kadar nostaljik olsa da ince yazmayı sevdiğim için sürekli kurşun kalem açmakla uğraşmak istemem.

Ben de mimi Kiyopta Toki, Kore Günlüklerim ve Rosa'nın Dünyası bloglarına paslıyorum kabul ederlerse. :)




Mim; 20 Soru & Cevap

Mimin nerden çıktığını bilmiyorum ama bana sağolsun Zeynepçim yollamış. Vakit kaybetmeden bu zor 20 soruyu cevaplamak istiyorum ^^

Blog açma hikâyeniz nedir? Öyle ahım şahım bir hikayesi yok aslında Bahar ve Esra 'nın dürtüklemeleriyle açtım. Pişman değilim. İyi ki bu blogu açmışım. Çok zevkliymiş.

Blogunuzun ismi nerden geliyor? Kahve içmeyi sevdiğimden kahveminkokusu olsun dedim daha çok isim bulamamamdan kaynaklı aslında bulabilsem supercel vs olurdu o da devamlı kullandığım nickim :D

Hangi mevsimi seversiniz? Çok ayırt etmemekle birlikte sonbahar diyebilirim.Küçükken yazı severdim sanırım yaşlanıyorum.

Bu mevsim sana neyi çağrıştırıyor? Aslına bakarsanız deniz, güneş, kum yani tatili (Bu cevabı evinin en sıcak köşesinden yazıyor)

Kırmızı ruj mu, eyeliner mı? Eyeliner tabii ki. Ruj dediğin gül kurusu olur. :)



Blog yazmak size ne kazandırdı? Blogger arkadaşları kazandırdı ama çok değil çünkü zaten çoğunlukla arkadaş olduklarıma erişebiliyorum. Daha gerçekçi olmam gerekirse arkadaştan çok para kazandırdı sayenizde ^^ Biraz da yazma hevesi kazandırmadı değil.

Kitap okumak mı, bir şeyler yazmak mı? Tabii ki kitap okumak. Yazma konusunda kendimi yeteri kadar ifade edemeyecek kadar ketumum çünkü.

Şiir mi, roman mı, hikâye mi?  Roman.Uzun olsun karakterleri iyice seveyim diye. Şiir maalesef sevemedim, tamam çok cahilim ama napayım yapımda yok.


En çok etkilendiğin film? Tabii ki The Classic ismi gibi benim için klasik olmuş bir film.

Hangi tür kitap/film? Fantastik kitap, romantik film. 

Öğrenci olma mı, iş hayatı mı? Öğrencilikten bıktım. Artık iş hayatı. Kendi paranı istediğin gibi harcamak, biriktirmek bambaşka. Ama öğrenci olmanın da özellikle açıköğretimse genişliği çok rahat :D

Kitap okumak mı, film izlemek mi? Ruh halime göre değişir. Şu an film izlemek mesela.

Klasik giyim mi, spor giyim mi? Spor tabii ki rahatlık en önemlisi ama şık olmak da ayrı güzel ^^

Almaktan asla vazgeçemeyeceğiniz şey? Asla asla dememeliyiz ama farklı olan kahve kupaları elbette. Annem artık kupa koyacak yer kalmadığı için uzun zamandır beni zapt etmeye çalışıyor.

 Thanks artsyants
Thanks artsyants


En sevdiğiniz yemek? İzmir köfteyle hünkâr beğendi kapışır.

En sevdiğiniz dizi? Bu soru zor oldu. En çok Coffee Prince ve Pasta etkiledi beni bunlar olsun.

Özel yeteneğin olsa bunun ne olmasını isterdin? Özel güçten ziyade dahi olsam olma mı? Ne okusam aklımda kalırdı işim de iyi olurdu. Neyse sorudan saptım o olmuyorsa, illa özel güçse zamanda yolculuk olsun büyük anneannemi çok merak ediyorum :)

Hasta olmanın en kötü yanı nedir? Mide bulantısı.

Alınacak listen var mı? Çok acil ihtiyaçlarım olmasa da sezon sonu indirimini kollamıyor değilim.

İlk aldığın makyaj malzemesi? Oje sayılmıyorsa ruj ya da  göz kalemiydi emin olamadım.

Bitmiş bile...
Bi gazla cevapladım tüm soruları. Ben de mimi Kore'ye Sevgiler ve Yağmurun Dünyası na paslıyorum.
Umarım sizleri sıkmamışımdır bu cevaplarla :)


Sevgiler...







Mim; Çocukken Neler Dinledik

Sevgili Çıtırım Cembek çok güzel bir yazı yazmış ve bunu mime dönüştürmüş ilk yazacak kişi de benim. Hem balık hafızalı hem  de uyuşuk bir blogger olduğum için yeni yazma fırsatım oldu. :)
Lafı hiç dolandırmadan aklımda kaldığınca çocukluğumda hangi şarkıları dinlediğimi yazacağım.

O zamanlar da hoşuma ne giderse onu dinlerdim ama çok fazla yabancı şarkılar dinleyen bir çocuk değildim. Bu yüzden çoğunlukla Türk şarkılardan oluşan bir liste sizi bekliyor.

Tarkan şarkıları benim zamanımda en popüler şarkılardandı. Slow olanlardan en çok Dön Bebeğim severdim, hâlâ severim.

Hemen hemen aynı zamaın şarkısı, unutulmazlardan olan Demet Sağıroğlu'ndan  Arnavut Kaldırımı bence şimdi için bile çok güzel bir şarkı ^^

Hint filmlerini o zamanlar izlemezdim ama Chori Chori Hum Gori 'yi çok severdim. Radyolarda çok çalan yabancı şarkılardandı hatta radyodan kasede çektiğimi bilirim. İtiraf ediyorum saçma sapan bir şekilde de olsa ezberlemişim :)


Dinlediğim yabancı parçaları hatırlayamıyorum ama aklımda yer edenlerden biri bu 
Shakira Whenever, Whenever. 


Slow parçalarla devam İzel'in Ah Yandım...

...ve Denizleri Aş da Gel 'i unutulur mu hiç?! 

Daha birçok şarkı var ama hem çok fazla uzatmak istemiyorum hem de hafızam pek el vermiyor. 
Ben de mimi kabul ederlerse Beybem Eskaymak 'a ve Rosa'nın Dünyası'na paslıyorum.

Mim; Kapatıyoruz!

Malum bugünlerde sosyal paylaşım siteleri birbiri ardına kapanıyor. La Fea ablam ve Miss Nefertiti de bunu bir Mim fırsatına dönüştürmüş. Bu güzel mimi başlattığı için La Fea ablama, bana yolladığı için de Kore Günlüklerim'e teşekkür ederim.

Peki ben ne derdim?! Öyle unutulmaz şeyler olmazdı pek.
Facebook kapatılacak olsaydı, beğenmediğim Woo Bin sayfası kalmışsa beğenir,
Açılana kadar kendinize iyi bakın yazardım duvarıma da. 
Altına da bu harika gifi ve yorumumu bırakarak.
Love You WooBin

Asıl önemli olan Twittermış kapandığında anladım elim ayağım dolandı, her ne kadar yazmasam da okuyordum, buradaki arkadaşlar Facebookta yok o yüzden Twitterdaki arkadaşlarımla bağlantımın kopmaması için telefon numarası bırakırdım. Whatsapptır Linedır buralardan görüşürüz en azından ^^


Tumblr kapansa blog yazılarım için bulduğum resimleri bulmakta sıkıntı çekeceğimden blog yazarken bunalıma girebilirdim. En son elbette ki Kim Woo Bin ve So Ji Sub resimlerinin en iyilerini bilgisayara kaydederdim eminim. Küfür içerikli paylaşım yapmayanın dövüldüğü bir site olduğundan bu tarz bir el sallama gifi paylaşır bağlarımı koparırdım.


İnstagram ı  yeni kullanmaya başladım olsa da olur olmasa da olduğu için günün mana ve ehemiyetinden dolayı acıklı bir selca çekerdim sanırım.

Baştan da demiştim benden öyle unutulmaz şeyler çıkmaz diye,
hayal ürünü de olsa yine kendimi düşünerek bir sürü şey yaptım. 

Ben de bu mimi Kendisi İnsan , Fındıklı Fıstıklı Bişiler ve Demetgil e yolluyorum.
Umarım benden önce davranan olmamıştır ^^

Sevgiler...

Sevdim, Sevmedim Reklam Mim'i

Beybem Eskaymak aylar yıllar önce(!) bir mim başlattı ve bana da pasladı. Yazmaya heves bulamadığımdan yazamamıştım.
Beğendiğimiz ve nefret ettiğimiz reklamlar hakkında yazacağım mime başlıyorum. 


Önce hoşuma gitmeyen reklam filmlerinden başlayayım.
Bu aralar tv'de bol bol çıkan bu Aid pastil reklamına uyuzum.

İkinci olarak Tutku reklamlarının hepsini ayrı ayrı sevmiyorum. Bir örnekle göstermem gerekirse bu yeterli olur sanırım.

Son olarak da sevmediğim temizlik ürünü reklamlarından gelecek. Aralarında seçim yapamadığım için Kosla ve Bingo reklamlarını sizin tercihinize sunuyorum. 




Şimdi de sevdiğim reklamlara geçelim. 
Favori reklam filmim elbette ki Toyota Auris :)


Cem Yılmaz'lı İş Bankası reklamları da hoşuma giden reklamlardan.

Bu da en son keşfettiğim reklam filmi.
Neden bilmiyorum ama hoşuma gitti. 


Eskaymak Beybeme katılarak onun uyarısını da ekleyeyim :)
YASAL OLMAYAN UYARI!!!
Hani olur da bir şirket sahibi gelir de benim bloguma bakar. Sonra hakaret ettin sen bana der. Sonra bana dava açar. Valla bu soğuklarda mahkeme koridorlarında dolaştırmayın beni. Yani ürünlerin kalitesi veya içeriği ile ilgili bir sıkıntım yok benim. Ben sadece görsel açıdan (ürünün değil) reklamları beğenmedim. Şimdi şirket sahibi büyüklerim aramıza soğukluk girmesin :D 

Ben de mimi 'Kore Günlüklerim'e , Kardeşim Naneli milkshake'e ve Bi fincan kahve'ye yolluyorum. 

Sevgiler...

Mim; The Heirs

İlk 2 bölümün recap'ini Hikaruivy 'den okumuştuk.
Henüz onu okumadıysanız bi koşu okuyup gelin. Tık Tık. Hikaruivy'nin yazısı çok beğenildiği için kendisi bunun bir mim olmasını teklif etti, bizler de neden olmasın dedik. Ortaya aşağıdaki yazı çıktı. Umarım hoşunuza gider.

3. bölümü naçizane kardeşim Başak ve ben ortak yazdık.
4. Bölümü  La Fea unnimizden,
5. Bölümü Piknik Yapan Kız'ın anlatımıyla okuyacaksınız.

Evet başlıyoruz :)


Hollywood gören masum Eun Sung
Şimdi 2. bölümün sonunda sinemada sözde saklanan ikili, filme dalıyor. Tan uyuyormuş gibi yapsa da, kızın öf püf anlamıyorum ki nidalarına dayanamayıp, cümleleri çeviriyor. Bazılarına yorum katıyor bebem. Bölüm sonunda kıza yüzünü dönmüş, soruyor senden hoşlanıyor muyum? Hımmm şimdi o şöyle oluyor, sen dizinin başrol oyuncususun kız da öyle. Ehh mecburen hoşlanacaksınız birbirinizden, sen bakma şimdi o elde edilmesi zoru oynuyor. Hayat zor, aşka yer yok bidi bidi ayaklarında ama eninde sonunda o da sana aşık olacak. Sıkıntı yok yani. Buraya kadar giriş bölümümüzü yazmaya yardımcı olan Sn. La Fea 'ya çok teşekkür ediyoruz. Devamını Selin ve Başak kardeşlerin anlatımıyla okuyacaksınız. Üzülmeyin La Fea gitmedi. 4. bölümün mimi onda. Yazımızın sonundaki linkten ulaşabilirsiniz... ^^


Eve geri döndüklerinde bavulunu alıp gitmeye niyetlenen Eun Sang, Kim Tan'ın atarıyla karşılaşır. (Bu çocuğun ergen atarları bitmeyecek gibi duruyor.) Tan, nişanlısının kapının önüne attığı (parçalayarak attığı) valizi içeriye geri taşır ve yine kızın gitmesine engel olur. Eun Sang ne kadar ''hadi ben gidiyorum Allah'a emanet'' dese de Tan duymamazlıktan gelir ve saçma sapan konuşmalar eşliğinde odasına çıkar. Bu sırada sekreter Yoon Tan'ı arayıp çiftlik evinde bir toplantı olduğunu, çiftlik evine gitmesini söyler. Ardından gelen sahnede Bo Na sağ olsun,  yavru ceylanımız Chan Young 'un babasının Sekreter Yoon olduğunu ve onun da bir şeylerin varisi olmadığını öğreniyoruz. Bizde olsa kız nasıl baba demem diye gözünün içine bakar ama Bo Na nasıl da benimsemiş Sekreter Yoon'un peşinde 'Babacığım, babacığım' diye geziyor. Bu sahnede Ahjusshi filmine yapılan atıf epey hoşuma gitti. ^^

Daha sonra Bo Na yukarı çıkarak Hyo Shin kankasının yanına gider, ordaki kızlara bi' güzel fırça attıktan (ve ne kadar zengin olduğunu kızların gözüne soktuktan) sonra Hyo Shin ile yemek yiyip bi' yandan da yaşlılığın getirdiği zorluklardan bahsederek fiskos yaparlar.
Kim Tan iki dirhem bir çekirdek aşağı inip Hollywood'a daha sonra gideceklerini, bağıra çağıra Eun Sang'a evde kalmasını söyleyip (ben demiştim bu çocuğun atarları bitmeyecek diye) evden ayrılmak üzereyken...



O da nesi?!?!?!?!?!?!? Ölmedim, burdayım, beni özlediniz mi diye kim gelsin... Hikaru'nun deyimiyle bizim sarışın yavşak. Hastaneden çıkmış olmasına rağmen Let's party hard moodundan çıkamayan sarışın emerikalı koştura koştura Eun Sang'a yapışır. Sevdiceğini koruma içgüdüsüyle dolup taşan Tan kızı kaptığı gibi yanında götürür.





Los Angeles yollarında, kırmızı, üstü açık belli ki pahalı marka da bir araba ve en önemlisi de sürücü koltuğunda Kim Tan...  (İyi de o arabada o yolculuktan sonra insanda hal mi kalır arkadaşım, ben olsam 1 hafta yatak döşek yatardım.) Anın büyüsü içerisinde bizim gün görmemiş kızımız Eun Sang yine elini camdan çıkarmak isterken Kim Tan'dan yüz bulamayınca tırıs tırıs elini geri çekiyor. (Endir o elin!!1!1!!! O bir kere olur )




Bu dizideki aile meselelerini kaçıncı bölüm oldu hâlâ çözemedim. Senarist sağ olsun kafa karıştırayım derken çorba yaptı. Kim Tan'ın anası kumasına kumpas kurmaya çalışıyor vs. ordan bi ton entirikalı şeyler gelecek (bu işten karlı çıkacak tek bir kişi olacak o da Chan Eun Sang ha hahaha ) ama ben geçlere yoğunlaşıyorum sn. okuyucu. Boşverin onlar kendi çukurlarında boğulsunlar :P



Kim Tan ağabeyinin de olduğu toplantıya gidip 3 sene sonra ağabeyiyle üzücü bir konuşma yapıyor. Bunun altından birşey çıkacak ya hadi hayırlısı. Bizim kız ah Amerika çiçeği, ah  Amerika böceği diye etrafta gezinirken Kim Tan ve ağabeyinin konuşmalarına şahit olup, sessizce olup biteni anlamaya çalıştı ama bizim gibi o da bişey anlamadı.


Dönüş yolunda Eun Sang camlar kapalı olduğu için elini çıkaramamasının verdiği hüzünden olsa gerek ''Bir yaz gecesi rüyası'' gibi Amerikan zırvalıklarıyla Tan'cığımızın kafasını ütüler. Tan da ''Ne diyo bu kız yine ya'' derken önündeki kayaları son anda fark edip ufak çapta bir kaza yapar. Bu arada centilmenliğinden, korumacı kişiliğinden ödün verir mi sandınız. Yufka yürekli Tan'ım benim(!) Eun Sang'ı korumak için adeta kendini siper eder.




'Burası Amerika bebeğim böyle şeyler sıklıkla olur' diyerek havasını atan Kim Tan arabanın bilumum arızalarını bulmak için keşfe çıkar. Sevgili Tan'cığımız bizler için minnak bir sürpriz yapıp arabayı çalıştırmak için Eun Sang'ın güçlü kuvvetli(!) kollarından faydalanmaya karar verir. Tabii bu da bir işe yaramaz ve araba artık yeter diyip koyverir kendini. Bu sırada Eun Sang'ın ne kadar çok film izlediğini bir kez daha anlıyoruz. Bu küçük araba kazası onun gözünde adeta bir Teksas Katliamı adeta bir Scream olmuştur. Arabayı oracıkta bırakıp kalacak yer ve yardım bulma umuduyla biçare yürümeye  başlarlar. Buldukları ilk motelde (bir klişe daha geliyor) aynı odada kalmak zorunda kalırlar.

Gözleri pörtlicek az daha zorlasa :D
Hediyelik eşya dükkanından kaptığı tişörtlerle odaya giren Tan, ortalık yerde üstünü çıkarmaya başlar. Ee tabi kızımız edepli, bakmaz öyle şeylere. 'Aman da keşke baksaydım' demesi pek de uzun zaman almıyor tabii ki. Tamam bu sahne biraz daha doğal olmuş. Kandırmayalım kendimizi sn. okuyucu.
Akşam yemeğinde hoş beş ederlerken kızımızın kendine aşık çocuğu gay sanması da epey manidardı. Kim Tan ağabeyi olduğunu belirtmese öyle sanmaya da devam ederdi, bu kızdan beklerim ben. O gay mevzusu arasında yine bir Kim Tan hönkürmesiyle ödü b*kuna karışan Eun Sang bu sefer bayağı bi dengesini kaybeder... Kısa bir ''tutmasaydım düşüyordun'' sahnesinden sonra kızımız konuyu yine Amerikanvari şeylere bağlayı pancake yemek istediğini söyler. Hayırlısı be gülüm.

Hııııı Eun Sang sendi çünkü :P
Odaya çıktıklarında Kim Tan yatağa kurulur, Eun Sang'da ''alışığım ben zaten'' edalarıyla kanepeyi kendine yatak yapar. Fırsat bu fırsat diyen Tan, Eun Sang'ın Jeguk Grup'a olan nefretini didiklemeye başlar ama sonuç alamaz. Çok(!) uykusu gelen Tan, yatağına yatıp beni ne kadar izlersen o kadar bana alışırsın mantığıyla Eun Sang'ın kendisini uyuyana kadar izlemesini ister. Amma velakin kıza totosunu dönüp konuşmaya başlar. Tam bu sırada 'hah bi klişe daha geliyor' diyecekken Tan arkasını dönüp kızın uyukladığını görüp dayanamaz ve onu izlemeye başlar.


İkilimiz mutlu mesut eve geldiklerinde ne görsünler... Yavru ceylanım Chan Young orada. Eksik olmasın Rachel cadısı yememiş içmemiş Eun Sang'ın yerini ispitlemiş.(O da haklı garip nişanlısını elinde tutmaya çalışıyor) Kıskançlık krizlerinin birinden çıkıp diğerine giren Tan ise Eun Sang'ın inatla gitmesine izin vermeyip yine eve girmesine vesile olur. Evinde kalması için çeşitli bahaneler üretse de ne Eun Sang ne de Chan Young 'u kandırmayı başaramaz. Üstüne üstlük Chan Young ve Kim Tan'ın da geçmişte hısım olduğunu öğreniyoruz.


Chan Young, Eun Sang'ı aldığı gibi kendi evine götürür. Bir takım para muhabbetinden sonra Eun Sang'a ne yemek istiyorsa seçmesini söyler. Ülkesine olan özleminden ötürü kendi yiyeceklerinden biri olan Acılı Pirinç Keki yemek ister ama bi' dahaki sahnede ellerinde lolipopla görürüz, sanırım yemekten sonra tatlı niyetine yediler. O anı ölümsüzleştirmek için selca'larını hesabına yükleyen Chan Young hana tul set diyemeden sevgilisinin kıskançlık krizlerinin hedefi olur. Eun Sang ise California yazılı tişörtleri görür görmez hiç tipi olmayan(!) Kim Tan'ı düşünmekten kendini alamaz.


Bir ton ebeveyn zırvasından sonra çok şükür ki Choi Young Do'yu görme şerefine nail olabildik. Yalnızca bad boy hallerini değil 150 olan IQsunu da görmüş olduk.~~ Cınım galp galp~~ İkinci bölümdeki Myung So aegyo sahnesinin çok tutulmuşsa demek ki 3. bölümde de bi sevimlilik yapalım demişler sanki ve çok da güzel olmuş.




Chan Young ve Eun Sang'ın resimlerini tivitırımsı bir yerde gören Tan, kıskanıp sinirle kendini oradan oraya atarken aklına zoraki nişanlısıyla ertesi günün yıl dönümleri olduğunu hatırlar. Ertesi gün Rachel pılını pırtını toplayıp gitmeye hazırlanmışken Kim Tan gelip gönlünü almaya çalışır ve beraber alışverişe çıkarlar. (Aslında ayrılmak için kendine yer yapıyor :P ) E tabii Rachel cadısı rahat durur mu sözü döndürüp dolaştırıp Eun Sang'a getirir. ( Bu sahnede Kim Tan hiç rahat durmadı durup durup laf soktu. Oh olsun :P   Rachel'a da üzülüyom ya la yine de ) Yediği laflardan sonra üstüne bir de tatlı bir şeyler yemek isteyen Rachel favori mekanları olan yere gitmek ister. Kim Tan gayet cool şekilde 'gitmeyelim Eun Sang orada olabilir' dedi ama Rachel 'görelim bakalım orada mı değil mi' diyerek kaşındı ve oraya gidip orada olan Chan Young ve Eun Sang'ın masasına oturdu. Bu sahnede Eun Sang kimin eli kimin cebinde mevzularının çoğunu öğrendi. Biz de Rachel 'ın eskiden Kim Tan'ın ağabeyinden hoşlandığını öğrendik.

Pancake mekanında esip gürleyen Rachel, otele döner ve Kim Tan'ın ağabeyi Kim Won'u görür. Otelde sıkıldığını söyleyip, nereye gidiyorsa kendisini de götürmesini rica eder. Geldikleri yer Kim Won'un annesinin mezarlığıdır. Bu sırada da yine karışık aile olaylarını keşfediyoruz. Büyük başkanın ilk karısı yani Kim Won'un annesi ölmüş, sonraki karısından çocuğu olmamış ve metresinden de Kim Tan dünyaya gelmiş *.* (hay maşallah) 


Ağabeyinin Kore'ye dönüp dönmediğini öğrenmek için Sekreter Yoon'u arayan Kim Tan, Chan Young'un Sekreter Yoon'un oğlu olduğunu öğrenir ve Eun Sang'la görüşmek için Chan Young'u arar ama Eun Sang'la

görüşemez, Eun Sang'la görüştüğünde kendisini aramasını söyler. Ondan telefon beklerken odasının kapısında kendisine bir çift çorap bıraktığını görür.(42 numara ayağa 36 numara çorap mı hediye edilir? Neyin kafası bu Eun Sang?) Hediye olarak bıraktığı çoraplar yetmezmiş gibi Tan'ın lisesine gidip oradaki panoya da kendi çapında bi' not bırakır ve Kore'ye dönmek için yola koyulur. 

Kader bu ya (!) havaalanına Rachel'ı Kore'ye yolculayan Tan'ın kollarında(!) Rachel'ı gören Eun Sang hiçbir şey görmemiş gibi davranıp arkasını dönüp gidecekken... Kim Tan son anda Eun Sang'ı fark edipCha Eun Sang, olduğun yerde kal' diye bağırıverir.


 Bakalım Eun Sang ne yapacak? 4. Bölümün recap'i için La Fea'nın bloguna uğramanızı önemle tavsiye ederim Sn. Okuyucu :) 

Sevgiler...

Mim; Genel Sorular

1.) İlk İzlediğiniz Kore Dizisi? Dizi Hakkındaki Yorumunuz?
Full House'tu. Başlangıç için en iyi dizi olduğunu düşünüyorum. O zamanların ve bence şimdilerin bile en iyi dizileri arasında. Sıcacık ve doğal bir diziydi. Kıyafetler felaketti ama dizi çok tatlıydı. Dizi içinde tekrarlar barındırsa da hoş ve izlenmesi gereken dizilerden.

2.) İlk Oppanız, ilk unniniz?
İlk ciddi oppam So Ji Sub'tu hâlâ daha So Ji Sub Allah bozmasın ^^
İlk unnim aslında bu unni şeyini de sevmiyorum da (oppa derken iyiydi evet ~.^) ilk sevimli bulduğum bayan oyuncu 
Son Ye Jin'dir.  

3.)Oyunculuğunu beğendiğiniz Koreli aktörler, aktrisler?
Yazdığım isimleri iyi oyunculuklarına göre sıralamadığımı belirtmek isterim.
Aktörlerden başlayayım...
So Ji Sub'u başa bir ekleyelim. (Torpil yaptım biraz) Ama önüne geçecek biri varsa o da Joo Won olur özellikle Good Doctor izledikten sonra dediğimi anlayacaksınız. Song Joong Ki'nin de oyunculuğunu kanıtladığını düşünüyorum.
Aktristlere gelecek olursak...
Yoon Eun Hye, Gong Hyo Jin ve Moon Chae Won diyip sıyrılıyorum.

4.) OST'ini en beğendiğiniz dizi?
Bu soruyu dizi 'ler' olarak algılayıp en beğendiğim 3 OST u yazmak istiyorum.
1- Coffee Prince mükemmel bir sountrack e sahip. Açıp sıkılmadan tekrar tekrar dinleyebilirim halen.

2- My Girlfriend is a Gumiho 
3- Coffee House

5.) İlk izlediğiniz anime, ilk izlediğiniz Kore filmi?
İlk izlediğim anime Toradora olmalı her ne kadar hatırlayamasam da...
İlk izlediğim Kore filmi ise elbette ki My Sassy Girl ^^

6.)İlk İzlediğiniz tarihi dizi?
Hong Gil Dong :) Tarihi dizilere karşı önyargım yüzünden arkadaşımın bana zorla izlettirdiği diziydi. Yarısından itibaren güncel izlemiştim. İyi ki de zorlamış izlemişim :)

7.) Tayvan, Japon yapımlarınız ile aranız nasıl? En sevdiğiniz film ve dizilerden aklınıza gelenler?
Aramız epey kötüdür Kore filmlerine nazaran. Japonlar neyse de Tayvan, Çin dilinin o kulak tırmalayan gürültüsünden haz etmiyorum. İzlediğim çok güzel filmler var elbet mesela Secret harika bir Çin filmidir. Klasik müzik sevenlerin kaçırmaması gerekenlerden. I Give My First Love to You aklıma ilk gelen Japon filmidir.

8.) Ne kadar süredir Kore dizisi izliyorsunuz? Bu süre zarfında kaç dizi devirdiniz? Aklınıza ilk gelen izlenmeli dediğiniz dizi?
Sanırım 6 yıl falan oluyor. Üşenmedim saydım yanlışlık yoksa 75 tane olmuş.
Eğlenceli bir romantik istiyorsanız Coffee Prince, dram olsun ağlatsın diyorsanız da Im Sorry I Love You olur önerilerim.
9.) Sıkıldığınız diziler?
A Witch in Love ve Lovers in Paris aklıma ilk gelenler. 

10.) Hangi dizi karakterlerine tekme tokat dalmak isterdiniz?
My Princess'ten Yeh Jin Park'a
Chuno'dan Lee Da Hae'ye
11.) Sonunu beğendiğiniz, beğenmediğiniz diziler?
Zor bir soru oldu bu ya. Beğendiklerim listesi epey uzun olduğu için iki tane yazacağım.
The Greatest Love'ın ve Reply 1997'nin finalleri iyiydi.
Beğenmediğim final de en son izlediğim dizilerden biri olan Monstar'ın finali berbattı.

12.) Dizi müzikleri hariç ilk dinlediğiniz şarkı?
Super Junior'dan Bonamana olması lazım emin değilim.

13.) Sevmediğiniz unni ve oppalar?
Buz dolabı olarak tabir ettiğimiz Joo Ji Hoon. Bayanlardan da Lee Da Hae olsun estetik yaptırdıktan sonra gıcık olmaya başladım ona :)

14.) Korece mi Çince mi Japonca mı?
Açık ara farkla Korece. Belki ilk onu duyduğumdandır ama sanmıyorum daha samimi ve tonlamaları bizimkini daha çok andırdığından Korece demek istiyorum.

Bu mimi Ayşe's Life'a, Kore Günlüklerim'e ve Hikaruivy 'ye paslıyorum. Hayırlı olsun ^^

Sevgiler...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Tasarım:Sawako Kuronuma